DOĞU AKDENİZ SORUNU’NUN TARİHİ

Doğu Akdeniz Sorunu’nun Tarihi

Akdeniz Tarih boyunca pek çok devlete ev sahipliği yapmış ve buranın hakimiyeti için devletler birbiri ile savaşmıştır. Bugün de Türkiye bölgeye girmesi başta Yunanistan olmak üzere birçok Avrupa ülkesini ve Amerika’yı karşısına almıştır.

Akdeniz bilhassa Doğu Akdeniz Ön Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlaması yönüyle en önemli denizlerden biridir. Ticaret yolu olması nedeniyle tarihte pek çok devlet burayı ele geçirmek için mücadele etmiştir.

Şu an bile önemini koruyan Doğu Akdeniz pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Burada bu medeniyetlerin ve ardılları olan devletlerin tamamını ele almak mümkün olmadığı için tarihi değiştiren ve iz bırakanlar üzerinde duracağız. Bunlar; Mikenler, İskender İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğudur.

Mikenler Uygarlığı

Anadolu’dan MÖ. 2000’de Anakara Yunanistan’a gelen Akalar tarafından kurulmuştur. Şehir devletleri halinde yaşayan Mikenler en önemli şehirleri uygarlığa ismini veren Mikenai’dır. En parlak dönemleri 1400-1100 arası olan dönemde, hakkında çok fazla bilginin olmadığı Minosları yıkmışlardır. Minos Uygarlığını yıktıktan sonra tüm doğu Akdeniz ticaretine hakim olmuşlardır. Yunanca’nın ilkel biçimi olduğu düşünülen Linear B ismi verilen yazıyı bu ticari faaliyetlerini kayıt altına almak için kullanmışlardır. Minos ortadan kalkmasıyla oluşan boşluk Fenikelileri ve Kartacalıları harekete geçirmiştir. M.Ö 1590’dan sonra Ön Asya bir kargaşa dönemine girmişti.
Merkezi gücün eksikliği, idari kurumların zayıflamasına ve yazılı belgelerin azalmasına yol açmıştı. Yazılı belgelerin azalması bu dönemle ilgili bilgileri sınırlandırdığından tarihçiler tarafından Karanlık Çağ olarak ele alınmasına yol açmıştır. Fakat arkeolojik ve komşu uygarlıkların yazılı belgelerinden hareketle bu dönem hakkında sınırlı da olsa bilgiler edinilmektedir. Karışıklar içinde geçen ve yeni dengelerin oluştuğu bu dönem M.Ö. 15. Yy’ın başlarına kadar sürmüştür. Bu yüzyılda, tekrar güçlü krallıklar ve imparatorluklar ortaya çıkmaya başlar.
Mikenlerin sonunu getiren ise Makedonya’dan gelen Dorlar olmuştur.1

İskender İmparatorluğu
Yunan şehir devletlerini birleştirip Hellen birliğini sağlayan Makedonya kralı II. Philip M.Ö 336’da ölümü ile tahta oğlu İskender geçti. Ortaya çıkan isyanları bastırıp ülkede istikrarı sağlayan İskender M.Ö 334’te 35 bin kişilik ordusuyla Asya seferine çıkmıştır. İskender Çanakkale boğazında Anadolu’ya geçerek; Persleri Granikos ve İssos savaşlarında yenmiş; Anadolu Suriye, Mısır ve Mezopotamya’yı ele geçirmiştir. Hindistan’a kadar ilerlese de askerin isteksizliği yüzünden Babil’e dönmek zorunda kalmıştır. Burada 33 yaşında iken yaşamını yitirmiştir. İskender’in ölümü ile ülke parçalanmış yeni krallıklar kurulmuştur. İskender’in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık’tan Pencap’a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir. Büyük İskender’in fetihleriyle birlikte, Doğu Akdeniz üzerinden Doğu-Batı ticareti yoğunlaşmıştır. Batıda kullanılan baharat, kokular ve mobilyaların yapıldığı fildişi Hindistan’dan getirilmiştir. Bu mallar Güney Asya’dan yola çıkarak Mezopotamya ovası üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşmakta ve gemilerle Avrupa kıtasındaki limanlara ulaştırılmıştır.

 Roma İmparatorluğu
M.Ö 510 yılında, Patriciler, Etrükslerin hâkimiyetine son vererek Roma’da cumhuriyet döneminin başlangıcını yaptılar. Roma, daha sonra bir imparatorluğa dönüştü (M. Ö. 27). Roma İmparatorluğu, Batı Avrupa ve Akdeniz’i çevreleyen bölgede egemendi. Roma İmparatorluğu, geniş bir pazardı. Ticaret, göreceli olarak gelişmiştir. Sistemli yollar, deniz ve nehir taşımacılığı, diğer bölgelerle olan ticareti kolaylaştırıyor. Akdeniz ticaretinin en önemli kalemi ise bu dönemde tahıldır.  Tahıl, Roma’ya İtalya dışından geliyordu. Mısır ve Kuzey Afrika ise buğdayın ana kaynakları arasında bulunmaktaydı. Zeytinyağı ve şarap ise, tahıllardan sonra gelen önemli ticari mallar arasında yer almaktaydı. Zeytinyağı daha çok Güney İspanya’dan geliyordu.2

Osmanlı İmparatorluğu
II. Bayezid dönemine gelindiğinde doğu Akdeniz’deki tüm anakaralar zaten ele geçirilmişti. Sıra Akdeniz’de bulunan adalara gelmişti. Bunlardan En önemlileri şüphesiz ki Kıbrıstır. Kıbrıs, 1489’dan beri Venedik’in elindeydi. Venedik korsanlık yapmakta, Osmanlı ticaret gemilerine zarar vermekteydi. Defalarca uyarılmasına rağmen bu durumu sonlandırmadı. Osmanlı için buraya sefer yapmak kaçınılmaz olmuştu. Nihayet 1570 bahar aylarında sefere çıkan Serdar lala Paşa ve Piyale Paşa adaya gelerek kuşattı. Bir yıl süren kuşatma sonucu Kıbrıs fethedildi. Böylelikle Osmanlı Doğu Akdeniz’e tamamen hakim olmuş oldu.

Kıbrıs Kıbrıs Adası

nihayet 1878’de İngilizler adayı devraldıklarında zenginleşmiş Rum burjuvası ile Müslüman Türk toplumu ile karşılaşmışlardır. Ancak bu iki topluluk hiç birleşmemiş hep iki ayrı toplum olarak kalmıştır.

Kıbrıs Fethi’nin ardından Osmanlı burayı imar etti. On bin civarında sanatkar gönderdi. Kıbrıs Rum Ortodoks kilisesinin Başpikoposuna geniş yetkiler tanındı. Bu da onu adanın valisinden sonra en nüfuzlu kişisi haline getirdi. Ancak Osmanlı’nın zayıflamasıyla kapütülasyonlar Kıbrıs Adası içinde geçerli olunca Rumlar ekonomik olarak güçlenmeye başlamış bunun üzerine bir de Yunan ulusçuluğu baş gösterince Osmanlı yönetime çözülmeye başlamış, nihayet 1878’de İngilizler adayı devraldıklarında zenginleşmiş Rum burjuvası ile Müslüman Türk toplumu ile karşılaşmışlardır. Ancak bu iki topluluk hiç birleşmemiş hep iki ayrı toplum olarak kalmıştır. İngilizler adayı ele geçirdikten sonra Rumlar enosisi gerçekleştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. II. Dünya savaşı sonrası popülerleşen self-deteminasyon hakkı Kıbrıs’ı da etkilemiştir. Rum kesimi bu hakkı tüm adada kullanmak istemişlerdir. Ancak Kıbrıslı Türkler bunu iki toplum içinde ayrı ayrı olması şeklinde savunmuştur. Adada demografik olarak daha üstün olan Rumlar bu durumu uluslararası arenaya taşımak düşüncesiyle Birleşmiş Milletlere (BM) başvurmuştur. Önceleri BM Rumları olumsuz yanıtlasa da daha sonra gündemine almıştır.
1960 yılına gelindiğinde Kıbrıs sorununu çözmek için İngiltere, Yunanistan ve Türkiye bir antlaşma yaparak adada bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasını kararlaştırmıştır. Ancak 1963 yılında Rumlar Kıbrıs Anayasasının temel hükümlerini ihlal etmiştir. 1964 yılından itibaren Türkler ada yönetiminden dışlanmışlar ve 1967’de kendi hükümetlerini kurmuşlardır. 1983 yılına gelene kadar Türkler adada özerk olarak kalmışlardır.
1990 yılında Kıbrıs Rum Kesiminin, Kıbrıs adına, AB’ye üyelik başvurusunda bulunmasından sonra sorun yeni bir boyut kazanmıştır. 1992 yılına gelindiğinde BM Genel Sekreteri Butros Gali, toprak düzenlemeleri ve anayasal konuları kapsayacak bir paket anlaşma hazırlayarak taraflara sunmuştur. Türk tarafı paketin 100 paragrafından 91’ini onaylarken, Rum tarafı lideri Glafkos Klerides pakete karşı çıkmıştır. 1993 yılında ise AB, Kıbrıs sorununun çözümünü bir koşul olarak ileri sürmeksizin, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tam üyelik için gerekli şartlara haiz olduğunu belirttiği görüşünü yayınlamıştır. Bu tarihten itibaren de kendisine AB kapıları açılan Rum Yönetimi yapılan topluluklararası görüşmelerde olumsuz tavır takınmaya başlamıştır. Keza 1994 yılında gündeme gelen “Güven Arttırıcı Önlemler Paketi” düzenlemelerine Rum Yönetimi karşı çıkmıştır

Annan Planı ve Kıbrıs

Yaşar Yakış: “Biz, buradan, bu belgenin Rum ve Yunan tarafına sızdırılmış olduğu sonucunu çıkarıyoruz ve Rum tarafının da belgede kendi istekleri doğrultusunda değişiklikler yaptırmış olduğunu düşünüyoruz”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için hazırladığı plan 11 Kasım 2002’de her iki tarafa da sunulmuştur. Plan taslağının Rum basınından çıkması üzerine AKP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yakış: “Biz, buradan, bu belgenin Rum ve Yunan tarafına sızdırılmış olduğu sonucunu çıkarıyoruz ve Rum tarafının da belgede kendi istekleri doğrultusunda değişiklikler yaptırmış olduğunu düşünüyoruz” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Kofi Annan, planı taraflara sunar sunmaz AB, hemen Türkiye’yi Kıbrıs baskısı altına almaya başlamıştır. AB’nin 12-13 Aralık’ta gerçekleştireceği Kopenhag Zirvesi yaklaşırken Türkiye’nin bu zirvede müzakere tarihi alabilmesi için işbu ülkenin demokratikleşme ve insan hakları alanında Ağustos ayında yaptığı son reformlar yeterli görülmemiş, Kıbrıs ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) engelleri de Ankara’nın önüne sürülerek bu engelleri aşması için Türkiye’nin AB’ye yeni ödünler vermesi beklenmiştir. 13 Kasım günü Başbakan Bülent Ecevit’in başkanlığında Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel ve bürokratlar toplantı yaparak Annan planını tartışmaya açmışlardır. Gürel, toplantının ardından basına verdiği demeçte; belgenin olumsuz taraflarına değinmiş ve yeni kurulacak AK Parti hükümetinin AB ve ABD ile olan temaslarından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Mümtaz Soysal da Annan Planı’na ilişkin bir değerlendirme yapmış ve planın amacının adanın Türklerden arındırılmak istenmesi olduğu yorumuna ulaşmıştır.
Sonuç
Ürünlerin güzergahı ve Akdeniz kentleri ilk olarak denizci bir millet olan Fenikeliler tarafından belirlenip sistimli bir duruma getirilmiştir. Bu ticaretin kontrolü daha sonra Fenikelilerin ardılları Kartacalılar tarafından sağlanmıştır. Antik dönemin başlangıcından Orta Çağ’ın sonlarına kadar Akdeniz’de oluşturulan ticaret yolları varlığını korumuş, tek değişen ise bu ticareti gerçekleştiren aracılar olmuştur.3
Son birkaç senedir Doğu Akdeniz ve bu bölgedeki doğalgaz-petrol kaynaklarına dair birçok gelişme yaşanıyor. Birçok yerde doğalgaz-petrol araması yapılıyor, Kıbrıs’ın güneyi, İsrail Libya ve Mısır açıkları buna dahil. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi verilerine göre, Doğu Akdeniz’in Levant adı verilen ve Suriye kıyılarını da içinde barındıran bölgesinde yaklaşık 3,5 trilyon metreküp doğal gaz ve 1,7 milyar varil civarında petrol rezervi bulunuyor. Yakın zamanda da Türkiye’de kendi karasularında arama ve sondaj faaliyetine başladı.


Kaynakça
⦁ Oğuz Tekin, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yayınları, 6. Baskı, İstanbul 2012
⦁ https://www.ilimvemedeniyet.com/roma-imparatorlugunun-ekonomik-yapisi.html
⦁ Emre Baysoy, Antik Dönem Doğu Akdeniz Jeopolitiği,  Balkan Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt-4, Sayı-8, 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir