HASANPAŞA CAMİİ VE TARİHİ

Binlerce yıllık tarihe sahip Kadıköy’ün en güzide semti Hasanpaşa’da bulunan ve semte adını veren Hasanpaşa Cami hala tüm ihtişamıyla Kadıköy’ün merkezinde oturuyor. ‘’Kurbağalıdere Caddesiyle Sarıyer Sokağının arasında yer alan Hasanpaşa Cami 1899 yılında, Eyüp’te kendi adını taşıyan tekke ve kütüphanesinin yanında defnedilmiş bulunan II. Abdülhamid’in Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından bir sıbyan mektebi ve bir meydan çeşmesiyle birlikte yaptırılmıştır.’’[1]

1881’de II. Abdülhamid tarafından Bahriye Nazırlığına getirilen Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa, caminin bulunduğu yerde yanan Divittar Cami üzerine 1889’da kendi adını taşıyan yeni bir cami yaptırır.  Caminin dış duvarında 1930’da yapılan Kayışdağ Çeşmesi yer alır. Yine aynı yıl semtlere mahalle isimleri verilirken, bu semte caminin adı olan Hasanpaşa adı verilir.[2]

Hasanpaşa Cami, 1925

Hasanpaşa Semti, geçmişten bugüne kozmopolit bir yapıdan ziyade Kadıköy’ün Müslüman-Türk yanı ağır basan mahallelerinden olmuştur. Buram buram tarih kokan bir semt olsa da Hasanpaşa Cami’nden başka günümüze ayakta kalmış bir eser bulunmaması da üzüntü vericidir. Semt yıllar içinde tarihi dokusunu yitirmiştir.

Hasanpaşa ile Acıbadem çevresi 17. yüzyılda Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülkiyetindeyken, 1630’da IV. Murad tarafından kamulaştırılmış, 1800’lü yılların başında da III. Selim’in mülkiyetine geçmiş.

Arif Atılgan Hasanpaşa’daki çocukluk anılarını şöyle anlatıyor; “Sübyan mektebinin (Kaptan Hasanpaşa İlk Okulu buradaydı. Daha sonra Uzunçayıra taşındı. Bu okul halen oradadır) yanında yer alan Kahveyi uzun yıllar Ali Ekber işletti. Bu nedenle orası Ali Ekber’in Kahvesi olarak bilinirdi. Çocukluğumda at arabacılar orada oturup müşteri beklerdi. Caminin duvarında bir çeşme vardı buradan Kayışdağı suyu akardı. Diğer çeşme (yani beşgen prizma gövdeli olan iki kenarı bakkalın içinde kalmış olan) sübyan mektebi ile Ali Ekber’in kahvesi arasındaydı. Çeşmenin arkasında da bir kuyu vardı.”[3]

Mimari yapısı

Cami üçgen şeklindeki yolların arasında kare planlı içten kubbeli dıştan kiremitli bir yapıdır. Son cemaat yerinin kapısının üzerinde kabartma iki gül demeti arasında II. Abdülhamid’in tuğrasını taşıyan kitabesi bulunur. Kitabede ‘‘Ola makbul-i dergah-ı celili hazreti Venhap /Münevver cami-i pür feyz-i ulyay-i Hasan Paşa’’ yazmaktadır. Son cemaat yerinden ahşap kapı ile içeri girilir oradan yine ahşap bir kapı ile namaz kılınan bölüm olan harim bölümüne geçilir. Caminin içi kalem işi bezemelerle süslenmiş. İmamın cemaate namaz kıldırmak için bulunduğu bölüm olan mihrap bölümü dışa çıkıntılı olmayıp, içerde mermer sütunlar arasındadır. Minareye kadınlar mahfilinden çıkılmaktadır. Minare, dikey yivli gövdesi ile bir sütunu, şerefesi ise bir korint sütun başlığını andırır. Caminin doğusunda yani şimdiki E-5 istikametinde iki katlı sübyan mektebi bulunmaktadır.[4]

II.Abdülhamid’in Kitabesi

Caminin içi kalem işi bezemelerle süslenmiş, bu arada kubbeye, ortasındaki yıldızdan çıkan yaldız şeritlerle dilimli olduğu izlenimi verilip bu boyama dilimlere rûmî-palmet ve natüralist çiçek motifleri işlenmiştir. Kıble duvarı ile yan duvarların üst kısımlarında da tavandan sarktığı hissini veren perde püskülü süslemeler bulunmaktadır. Kadınlar mahfilinden çıkılan minare taştan yapılmış olup empire üslûbundadır; Hakkında bilgi edinilemeyen caminin doğusundaki sübyan mektebinden günümüze sadece, bugün yerinde bulunan yapının demir kapısının üstüne oturtulan mermer kitabe ulaşmıştır. Bu yapının doğusunda yer alan çeşme meydan çeşmesi olarak inşa edilmiş, fakat imar faaliyetlerinden dolayı zamanla bu niteliğini kaybetmiştir. Beşgen prizma gövdeli ve düz çatılı olup yine empire üslûbundadır. Yuvarlak kemerli mermer ayna taşı aynı formu gösteren silmelerle bir çerçeve içine alınmıştır. Kitabesi gibi orijinal teknesi de günümüze ulaşmayan çeşmeye daha sonraki yıllarda tuğla ve beton karışımı malzeme ile yapılmış bir tekne ilâve edilmiştir. Bugün iki cephesi, yanındaki bakkal dükkânının içinde kalan ve oldukça harap durumda bulunan çeşmenin suyu akmamaktadır.[5]

Günümüzde Hasanpaşa

Camide daha fazla cemaat yeri elde edebilmek için 1990’lı yıllarda son cemaat yerinden girilen bir bodrum kat inşa edildiğini görüyoruz. II. Abdülhamid’in tuğrasını taşıyan kitabe bugün camekânla kapatılmış olan son cemaat yerinin kapısının önündeki bölümün üzerinde bulunmaktadır. Caminin doğusundaki iki katlı sübyan mektebi binası eski halini korumaktadır. Sadece alt katında dükkânlar oluşturulmuştur. Mermer kitabesi Sarayardı Caddesi tarafında, sonradan eklendiği belli olan tuvaletlerin bahçesindeki demir kapının üzerinde bulunmaktadır.

Bugün orijinal yapısını koruyan binanın üst katı kurs yeri olarak kullanılmaktadır. Cami’nin birkaç metre doğusunda bulunan meydan çeşmesinin kitabesi de orijinal teknesi de günümüze ulaşamamıştır. Bugün çeşmenin iki cephesi, sonradan yapıldığı sanılan arkasındaki bakkal dükkânının içerisinde kalmış olup diğer üç cephesi cadde üzerindedir. Mektebin bahçesi yol yapıldığından çeşme artık meydan çeşmesi değildir. Orijinal teknesi artık yoktur. Yol seviyesi yükselmiş, çeşmenin bir kısmı toprak altında kalmıştır. Çeşmenin suyu akmamaktadır. Caminin Kurbağalıdere Caddesi tarafındaki duvarının önüne 1930 yılında konmuş olan çeşme de artık akmamaktadır. Çeşmeden sonra yine doğu tarafındaki sonradan kahvehane olarak kullanılan tek katlı bina günümüze ulaşamamış. Kahvehane binasının, bugün kalıntısı kalan çeşmeden sonra 15-20 metre mesafedeki trafik ışıklarının bulunduğu yere kadar uzandığı görülüyor.[6]  

Asli unsuru insanların dini dili ırkı ne olursa olsun toplanma, birlik ve beraber olma vasfı olan camilerin, caminin şimdiki imamı Levent Uçkan tarafından usulüne uygun olarak yaşatılmasına dair çok başarılı bir örneğe Hasanpaşa Cami’nde rastlıyoruz. Levent Hoca’nın yoğun çabalarıyla bu eski cami farklı bir hüviyet kazanarak özünde muhafaza ettiği birlik olma ruhunu ortaya çıkarmaktadır. Camilerin günde üç-dört saat açık kalıp sadece ibadetle sınırlı kalmasına gönlü razı olmayan Levent Hoca Hasanpaşa’da ve Kadıköy’de pek çok projeye öncülük etmektedir. Senede defa defa olmak üzere Kızılay ile birlikte kan bağışı etkinliği düzenleniyor. Her yıl Ramazan ayında Hasanpaşa Mahallesinin sakinleri, Levent Hoca’nın önderliğinde Müslüman- gayrimüslim, zengin fakir demeden mahallenin en işlek caddesinde bir araya gelip sokak iftarları düzenliyorlar. Oruç tutanlara tutmayanlar da eşlik ederek birlikte iftar sofralarını şenlendiriyorlar. Cami bahçesinde kurulan mutfak ile muhtaç olanların karnı doyuruluyor. Bağış yapmak isteyenler için bir ilan tahtası oluşturulmuş. Buraya mutfağın ihtiyaçları yazılıyor, mesela 50 kg pirinç yazdığını görenler 1 veya 5 kg olsun elinden geldiğince bölüşerek bu ihtiyacı kısa sürede karşılıyor, imece usulü herkes işin bir ucundan tutuyor, hayırlara vesile oluyor.


[1]             Sema Doğan, ‘’ Hasanpaşa Camii’’, DİA, XVI, 1997, s. 344-345

[2]              Dedeoğlu, Arzu – Bülent Küçük, Kadıköy’ün Sakinleri, Kadıköy Belediyesi, Ocak 2019

[3] Arif Atılgan, Kadıköy’de Zaman, K-İletişim Yayınları, 1. Baskı, s.34

[4]              Doğan, Sema, ‘’ Hasanpaşa Camii’’, DİA, XVI, 1997, s. 344-345

[5]              Semavi Eyice, “İstanbul Minareleri”, Türk San‘atı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri I, İstanbul 1963, s. 75-76,

[6]              A.G.E, s.45-46

HASANPAŞA CAMİİ VE TARİHİ” için bir yorum

  • 16 Aralık 2019 tarihinde, saat 18:40
    Permalink

    Cok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık ?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir