Roma Cumhuriyeti’nde Toplum ve Sınıf Mücadelesi

Geçmişten günümüze tarihi durumlara baktığımızda çoğu millette gördüğümüz sosyal sınıf ayrımları göze çarpmaktadır. Milletten millete değişkenlik gösteren, baskınlık ve yumuşaklık dereceleri birbirinden farklı olan bu sınıf ayrımlarına örnekler gösterilebilir. Hindistan’daki ‘’Kast Sistemi’’, Adolf Hitler zamanı Almanya’sında Yahudi – Nazi ayrımı olan ‘’​Nazisizm ​ (Nasyonal Sosyalızm)’’ bu konudaki en bilindik örneklerinden birkaçıdır.

Günümüz İtalya sınırlarında yer alan, Roma kentinde günümüzden 2500 yıl öncesine kadar uzanan Roma Cumhuriyeti’nde sınıf ayrımının yaşandığını görebiliyoruz. Sınıf ayrımı olan başka milletlerin ayrımlarına baktığımız zaman daha yumuşak bir sosyal sınıf politikası izlendiğini söyleyebiliriz. Roma Cumhuriyeti’nde M.Ö 5. yüzyil ile M.Ö. 3. yüzyıllar arasında temelleri atılarak yayılmış olup sonucunda iki adet sınıf ortaya çıkmıştır. Bunlar Patrici ​ ve ​Pleps ​ adındaki sınıflardır.

Roma Cumhuriyeti’nde Toplum

Patrici ​ sınıfı, Roma Cumhuriyeti’nde devletin idari, hukuksal, dinsel, iktisadi gibi kurumların liderliğini yapan, Cumhuriyeti yöneten, halkın hatırı sayılır derecede küçük bir grubunu oluşturan hanedanların bütünüdür. ​Comitia Centuriata ​ ve ​Senatus ​ meclisinin yegane girebilen sınıfıdır. Bu sınıfta geniş kapsamlı ülke yönetiminde ​consul ​ denilen ve en az iki kişi olarak yöneten en üst düzey yöneticiler vardır. Hukuk ve idari sürecin ilerlemesi anayasa statüsünde yazılı bir belge haline gelmemesi, yargıyı veren ​patrici ​ mensubunun kararına kalıyordu. Hanedanların bu gibi devlet kurumlarında yer alması, halk statüsünde olan, yani
plebs ​ dediğimiz sınıfın hukuksal, idari, dini haklarını yine kendileri belirlemesi usulsüzlük ve kendilerine pay çıkarma gibi haksızlıkların da ortaya çıkmasına neden oluyordu. Bu da ​plebs sınıfının rahatsızlığına sebep oluyordu.

Plebs ​ sınıfı Roma’nın büyük bir çoğunluğunu oluşturan günlük hayatını yaşayan, çiftçi, zanaatkar, orta gelirli aileler, hatta zengin sayılabilecek kimseler de bu sınıftandır. Roma’nın diğer şehir devletlerini kendisine katması sonrasında ​plebs ​ sınıfının giderek artan nüfusu gelirin paylaştırılmasında daha az pay almalarına neden oluyordu. Yukarıda da
bahsettiğimiz gibi üst sınıfın kendine ayrıcalık tanıması dağıtılan gelir payı ve toprak paylaşımının giderek kişi başına daha az düşmesi halkın yoksullaşmasını hızlandıran önemli bir etken olmuştur.

Plebs ​ Sınıfının Rahatsızlıkları ve Mukaddes Dağ’a Yerleşmeleri

Plebs ​ sınıfının bu zorlu süreci karşısında artan sabırsızlıkları, haksızlıklara dayanamama durumu usulsüz yargı dağıtan kesime karşı isyan girişimine sebep olmuştur. Plebs ​ sınıfının büyük bir kısmı tepki olarak M.Ö. 494 yılında Roma’nın dışında yer alan Secessio plebis in montem sacrum ​ ‘‘Mukaddes Dağ’a’’ yerleşmişlerdir. Burada “​Comitia Tributa” adında sadece ​Plebs ​ sınıfının sorunlarını çözen özerk bir meclis kurmuşlardır. Bu girişim sınıf mücadelesinin başlangıcı sayılmaktadır.

Plebs ​ Sınıfının ​ Centuria’ya ​ İstekleri

Plebs ​ sınıfının toprak sahibi olma, borçların silinmesi, ödenmemesi halinde köle olarak satılmaları, idari yapıda söz sahibi olma istekleri, ​patrici ​ sınıfı mensupları ile evlenme çabaları, anasayal hukukun yazılı hale gelmesi istekleri doğrultusunda ​Comitia Centuriata meclisine bu durumların düzeltilmesi hakkında​ Pleb tribunus’uC. Terentilius Arsa ​ tasarıda bulunmuştur.

Patricilerin ​ İstekleri Kabul Etmesi

Roma’da bulunan ​patrici ​ mensubu üyeleri ​plebs ​ sınıfına ait kimselerin harplarda askerlerinin büyük bir kısmını oluşturduğu için yeni yerleri kendisine katamıyor, bu da ilerlemeyi neredeyse sıfıra düşürüyordu. ​Patrici ​ kesiminin bu talepleri kabul etmemesi durumunda daha zora düşeceğini bildiği için ​plebs ​ kesiminin talepleri kabul edilmek zorunda kalınmıştır.

Decemvirilerin ​ seçimi ve Yunan Kent Devletlerine Gidiş

İstekleri kabul edilen​ Pleb ​ kesimi M.Ö 451-450 yılları arasında ​Comitia Tributa meclisinin karara aldığı ’’on adam’’ anlamına gelen ​Decemviri ​ oluşturarak on temsilci yasaların yazılı hale gelmesi için Yunan kent devletlerine gönderilmiştir. ​ ​ Mary Beard, bu konu hakkında​ S.P.Q.R ​ kitabında şu şekilde bahsetmiştir

“İlk yıl,​ decemviri başarıyla on levha yasayı tamamlamış ama iş bitmemişti. Sonraki yıl için başka kurul atanmış ama bunun çok farklı ve çok daha muhafazakar bir niteliği olduğu ortaya çıkmıştı. Bu ikinci kurul kalan iki levhayı tamamladı, ​patriciler ile pleblerin evlenmesini yasaklayan ünlü maddeyi getirdi. Bu adımın arkasındaki neden aslında reformcu olsa da, iki grubu tamamen ayrı tutmaya yönelik aşırı bir girişime dönüşmüştü.​ Cicero bunu, ‘en insanlık dışı yasa’, tümüyle Roma şeffaflığının ruhuna aykırı olarak nitelendirmişti.”

​ Beard, ​ S.P.Q.R: Antik Roma Tarihi, s. 149.

On İki Levha Kanunu’nun onanması ve ​ Forum’da ​ Sergilenmesi

Görevini yapıp kanunları yazılı hale getiren ​Decemviri kurumundakiler ve iki meclisin de üyelerinin onayı ile Şehrin ​Forum’daki ​ hatip kürsüsüne asılarak halka açılmıştır. Bu dönemde ne patrici consulu ne de ​plebs ​ ​tribunus’u ​ görevine devam etmiştir. Geçici bir süre olsa da​ Decemviri ​ kurumu yetkiyi ele almıştır. Derlendiğinde toplamı on iki tane olup levhalar şeklinde sergilendiği için kanunun adı ​leges duodecim tabularum ​ “on iki levha kanunları” olmuştur.

On İki Levha Kanunu’nun İçeriği ve ​ Pleb ​ Sınıfının Üzerinde Etkisi

M.Ö 4. Yüzyılda meydana gelen Galler felaketinde hasara uğramış veya
kaybolmuşlardır. M.Ö. 5. Yüzyılda yazılmış bu kanunun günümüzdeki gibi keskin bir şekilde kategorilerine ayırmak mümkün değildir. Kanunlara baktığımız zaman bir olay olmuş ise o olay üzerinden kanun belirlenmiştir şeklinde yorumlayabiliriz. Elimizdeki verilerin bir çoğu gelenek haline gelip yüzyıllar sonra bile adından söz ettirilip yazılı hale gelmesinden oluşmaktadır. Halil Demircioğlu ​Roma Tarihi ​ kitabında bu konu hakkında şunları yazmıştır:

“Edinilebilen bilgilere göre bu kanunlarda ​Pleb’lere ​ , normal hukuki münasebetlerin her sahasında medeni hukuk bakımından musavat veriliyor, Patrici memurlarının keyfi hareketleri tahdit ediliyordu. Fakat devlet makamlarının halk cemaatlerine karşı otoriteleri de kuvvetlendiriliyordu. Buna mukabil sınıf ayrılması henüz kaldırılmıyor, ​Patrici’ler ​ ile ​Pleb’ler arasındaki evlenme yasağı gene kati olarak teyit olunuyordu. Bundan da anlaşılıyor ki, On iki levha kanunları mevcut ve muteber örf ve adet hukukunun yazılmasından başka bir şey değildi”

Demircioğlu, Roma Tarihi: Cumhuriyet, s. 97.

Roma’da Evlilik Düzenlemesi ve ​ Appius Claudius ​ Efsanesi

M.Ö. 445 yılında evlilik yasağı olan “lex canulenia ​ ” ​pleb tribunusuCanileius önderliğinde kaldırılarak izin verilmiştir. M.Ö 445 yılından önce bir ​pleb ​ ve bir ​patrici’nin evlenebildiği de görülmüştür. Bu durum destanlaşmış bir şekilde elimize ulaşmıştır. Doğruluk payı en az diğer destanlar kadar doğrudur. Mary Beard bu efsaneyi şu şekilde ele almıştır.

“… kurul üyelerinden biri, (bir yol inşaatçısının büyük büyük dedesi) Patrici Appius Claudius uygun bir şekilde​ Virginia olarak adlandırılan, evli olmayan ama nişanlı bir genç pleb kadınla cinsel ilişki kurmak istedi. Ardından aldatma ve yolsuzluk geldi.​ Appius, ​ dalkavuklarından birini ayartıp kadının kölesi olduğunu, sözde babası tarafından çalındığını iddia etmesini sağladı. Bu davanın yargıcı ​Appius’un ​ kendisiydi ve elbette suç ortağının lehine karar verdi ve ​Virginia’yı almak için ​Forum’a ​ gitti. Çıkan tartışmaların ardından kızın babası ​Lucius Virginius ​ , yakındaki kasap tezgahından kaptığı bıçağı kızına saplayıp onu öldürdü. “Seni özgürlüğüne kavuşturmak için başka yapabileceğim bir şey yok, kızım” diye bağırdı.

​ Beard, ​ S.P.Q.R, ​ s. 149-150.

Plebs ​ Sınıfının Kanunlara olan Tepkisi ve İkinci İsyan

Kanunların anayasa sayılabilecek elde tutulur bir belge olmasından ​Plebs ​ sınıfı hoşnuttu. Bu durum zaman içerisinde​ plebs ​ sınıfının yararına olsa da zaman geçtikçe zararının daha fazla olduğu aşikardı. Yolsuzluk ve usulsüzlük olduğu gibi devam ediyor, değişen tek şeyin kanunların yazılı olması olduğunu anlıyorlardı 15 Geçici bir süre ​consullerin ​ ve ​tribunus ​ mevkisini geçerek yönetimde söz sahibi olan Decemviri ​ kurumu, olması gerektiği süre zarfından çok daha fazla kalması halinde ​Plebs sınıfını kızdırmıştır. Sabırları taşan ​Plebs ​ sınıfı ikinci bir isyan girişimi olarak “Mukaddes Dağ’a” bir kez daha çekilmişlerdir.

Patrici ​ Sınıfının Yeni Yasayı Düzenlemesi ve ​ Plebs ​ Sınıfının Yükselişi

Patricilerin ​ de bu konuda en az ​Plebs ​ sınıfı kadar rahatsız olması, M.Ö 449 yılında Patrici ​sınıfının​ plebs ​sınıfına bir kez daha anlaşma götürmelerini sağlamıştır. Bu anlaşma üç konunun kanun haline getirilmesini teklif etmektedir. Halil Demircioğlu bu üç konu hakkında şu şekilde bahseder:

“… ​Valerius-Horatius Kanunları ​(leges Valeriae-Horatiae) diye adlandırılan bu kanunlardan birincisi, vatandaşların itiraz ve temyiz (​provocatio) hakkını kat’i alarak teyid ediyordu; yani halk, ​dictator müstesna, diğer bütün seçilmiş memurların haksız hareketleri karşısında halk meclisine müracat edilebilecekti. İkincisi, ​Pleb tribunus’larının dokunulmazlık vasfının resmen tanınması ve sayılarının da ona çıkarılması hakkında idi. Üçüncüsüise, ​Pleb meclisinde(​concilia plebis tributa​) verilen ve yalnız ​plebler için muteber olan kararların (​plebiscita) bundan böyle centuria meclisi (​comitia centuriata) kararları (​leges) ile müsavi addedilmesini tazammun ediyordu.”

Demircioğlu, ​ Roma Tarihi ​ : Cumhuriyet, s. 98.

İki Mecliste de Sınıfların Karışması ve Bir Meclisin fiilen Feshi

Kanunların yeniden şekillenmesinin ardından ​Plebs ​meclisi kararları artık kendi çapında değil tüm Roma halkı adına almaya başlamıştı. ​Patricilerin ​ bu durum karşısındaki tutumu kabulleniş ile birlikte​ Plebs ​meclisine girmeye çalışmışlardır. Bu kararlardan sonra patrici ​ve​ plebs ​meclisinin yerine tek bir meclis olması durumu görülmektedir. M.Ö. 447 yılında yeni meclisin adı “​comitia tributa” olmuştur. Diğer taraftan ​comitia centuriata işlemlerine devam ediyordu. Her iki mecliste de pleblerin üstünlüğü olmasına rağmen patriciler ​ yasama hakkını kendinde görüyorlardı.

Pleb ​ Sınıfının Centuriata Meclisine Hukuken Girmesi

Plebs ​ sınıfının yeni isteği ise ​Comitia Centuriata ​meclisinde en üst mevki olan consullerin ​ iki tanesinden birinin kesinlikle ​pleb ​olma isteği idi. M.Ö. 444 yılında ​Canuleius tasarı gönderdi. ​Patriciler tarafından reddedilen bu tasarı M.Ö 367 yılında​ LıcınıusSextıus yasası ile her iki​ consulden birinin ​pleb ​olması kabul edildi.

Sınıf Mücadelesinin Sonu ve Galip Gelen ​ Plebs ​ Sınıfının Son Durumu

Nihayet tarihler M.Ö 287’yi gösterdiğinde ​Hortensius yasası (​Lex Hortensia) kabul edilmiştir. Bu yasanın sonucunda ​patrici ​ ve ​plebs ​ sınıfının hukuksal ve idari eşitliği sağlanarak, ​Concilia Plebis Tributa ​ ana meclis olarak kabul görülmüştür.

M.Ö 287 ve M.Ö 494 yılları arasından beri süregelen bu sınıf mücadelesinin sonu kabul edilmiştir. Dünya tarihinde büyük bir yer kaplayan bu olgu, ilerde gerçekleşecek sınıf haksızlıklarının, anayasal usulsüzlüklerinin düzeltilmesi durumunda kaynak olarak ele alınmaktadır.

Kaynakça

Bülent İplikçioğlu, ​ Hellen ve Roma Tarihinin Ana Hatları ​ , (İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2015)

Sabahat Atlan, ​ Roma Tarihinin Ana Hatları: Cumhuriyet Devri I. Kısım ​ , (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2018)

Halil Demircioğlu, ​ Roma Tarihi: Cumhuriyet ​ (Ankara: Türk Tarih Kurumu. 2011)

Mary Beard, ​ S.P.Q.R: Antik Roma Tarihi ​ , çev. İrem Sağlamer (İstanbul: Pegasus Yayınları, 2015)

V. Diakov – S. Kovalev, ​ İlkçağ Tarihi-2: Roma ​ , çev. Özdemir İnce (İstanbul: Yordam Kitap, 2011)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir